|
Öfke ateşi en çok sahibini yakar
“Sabrın sonu selamet!” diye boşuna dememiş atalarımız. İnsanın
başına ne gelirse “sabırsızlık” yüzünden geliyor.
“Öfke
gelir yüz kararır, öfke gider yüz kızarır” sözü de,
sabırsız insanın utancını anlatmak için kullanılır.
Kavgaların hatta cinayetlerin sebebi üzerine konuşulduğu zaman
hep “Anlık bir öfke yüzünden…” diye başlarlar söze.
Özellikle bir kitleye hitap ederken sabırsız olur ve öfkenize
hakim olamazsanız, sadece kızdığınız kişiye değil tüm gruba ve
kendinize de zarar verirsiniz.
Sınıfta öğretmen bir öğrencisine kızıp ona bağırdığı veya
dövdüğü zaman tüm sınıf bundan olumsuz etkilenir. Özellikle
küçük yaşlardaki öğrenciler bundan çok etkilenir.
Serap isimli bir öğrencimin velisi bana geldiğinde, kızının
öğretmen korkusundan bahsetmişti. Hatta o kadar korkuyormuş ki
öğretmenlerden, yanından bir bayan öğretmen geçerken bile hala
eli ayağı birbirine dolanıyormuş. Sebebini öğrendiğim de ilkokul
öğretmenine çok kızmıştım.
İlkokul öğretmeni sınıfta sürekli öğrencilere bağırır, hatta
onları sık sık dövermiş. Serap, öğretmeninden hiç dayak yememiş.
Ancak diğer arkadaşlarının yediği fırçalardan ve dayaklardan çok
olumsuz etkilenmiş. Bu korkusunu yenmesi de çok zor olmuştu.
Öğrencilerine bu kadar çok bağıran ve dayak atan bayan hocanın
öğrencilerine ve kendisine ne kadar çok zarar verdiğini
düşündüm. Çünkü öfkenin en çok sahibine zarar verdiğini
biliyordum.
Öfke zehir gibidir.
Öfkelenen insan, karşısındakine sinirlenip zehir içen kişiye
benzer.
Öfke, en çok çıktığı yere zarar verir. Bir bombanın en çok
düştüğü yere zarar vermesi gibi, öfke ateşi de içinizde yanar,
içinizde patlar…
Sinirlenen, sabredemeyen ve bağırmaya başlayan bir öğretmen en
çok kendisine zarar verir. Hem de ne zarar!
1) Öğrencilerinin gözünde “örnek insan” olan, olması gereken
kişi iken birçok öğrencisinin gözünden düşerek itibar kaybeder.
2) Öfkelenmek (adrenalinin aşırı yükselmesi) insanı sadece
psikolojik olarak rahatsız etmez. Hastalıklara davetiye
çıkartacak kadar fiziksel rahatsızlık da verir. “Beni sinir
hastası ettiniz!” diyen öğretmen çoktur.
3) Ders anlatmak, derse, konuya ve sınıfa hakim olmak kolay
değildir. Öfkelenen, sınıf içinde bağıran bir öğretmenin o dersi
işlemeye devam etmesi neredeyse imkânsızdır. Derse devam edilse
bile ya çok monoton ya da çok gergin geçen bir ders olur. Sadece
o ders değil, o gün içerisinde işlenen tüm derslerde öğretmen
kendini toparlamaya çalışır.
Öfke çok çabuk gelir ama o kadar
çabuk gitmez.
4) Sınıf içinde öğrencileriyle sürekli sinirlenen, öfkesine
hakim olamayan öğretmenler, okul idaresi ve meslektaşlarıyla da
sıkıntı yaşamaya başlar. Gergin
insan herkesle ve her yerde gerginlik yaşamaya başlar.
5) Gerilen sinirleri yatıştırmak bazen hiçte kolay olmuyor.
Evinde ailesiyle ilişkilerini bile zedeleyebiliyor öfkeye hakim
olamamak.
İş hayatında sürekli gergin ve sıkıntılı olan insanların, hangi
meslek grubunda olursa olsun, evinde de sıkıntılı olduğuna ilk
defa askerde şahit oldum. Askerlik sürecimin bir kısmını yazıcı
olarak görev yaptığım için istemesem de sık sık komutanlarımın
dertleşmelerine kulak misafiri oluyordum. Komutanlarıyla
yaşadıkları gerginliklerin aile hayatlarını nasıl olumsuz
etkilediğini birbirlerini anlattıklarına birkaç defa şahit
oldum.
Öfkeyi tutmak, sabretmek o kadar kolay değil. Ancak öfkeyi
salmanın bedeli çok daha ağır oluyor.
Öfkeyi salmak, öfkeyi tutmaktan daha çok zarar veriyor insana.
Yaratıcının
“asra yemin ederek”, sabrı
tavsiye edenleri niçin övdüğünün hikmetini daha iyi anlıyorum.
Asra andolsun; Gerçekten insan, ziyandadır. Ancak iman edip
Salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler
ve birbirlerine sabrı tavsiye
edenler başka.
(Asr suresi)
Öfke zehirdir, içmeyin!
|