KÜRESEL GIDA KRİZİNE Mİ GİRİYORUZ? Nazım PEKER
Tarih: 30 Kasım 2008 Pazar
Sevgili okurlarım, sizlere bu yazılarımla bazı acı gerçeklerden bahsedeceğim.
Dünya, su ve yiyecek üzerine kurulmuş bir düzen sergilemektedir.
Dünyalar kadar altınınız, bankalar dolusu paranız olsa ne yazar; bir yudum su ve bir lokma yiyeceğiniz olmadıktan gayrı?!!
Gıda ki, içinde suyu da zikretmek gerekiyor. Susuz bir gıdadan bahsetmek, güneşsiz bir dünyadan bahsetmek gibidir.
Gıda, topyekûn yiyeceklerin genel adıdır.
İşe bu açıdan bakınca önce, gıdanın öneminden bahsedelim ve bu önemini özet olarak izaha çalışalım.
Gıda, canlılar için en stratejik madde gurubudur.(Bu tarif bütün canlılar için de geçerlidir) Gıda güvenliğinin oluşturulamaması başta sağlık olmak üzere istikrar, huzur, barış ve geleceğe güvenin sarsılması açısından büyük tehlikeler yaratır. Yanlış mı?
Dünya nüfusu sürekli artmaktadır, bu artış gıda talebini artırmaktadır. Kirlenen, azalan ve kullanılamaz olan doğal tarım kaynakları üstüne üstlük bir de; küresel ısınma, sanayi hammadde ve biyoyakıt üretimi için tarım alanlarının kullanılması da, dünyamızı küresel gıda ihtiyacı sıkıntısına sokmuştur. Yalan mı?
Küresel ısınma dediğimiz tehlike, canlıların hayat ortamında hatırı sayılır olumsuz değişiklikler yapmaktadır. Doğamızdaki hayvanların ve bitkilerin miktar ve çeşitliliklerini olumsuz etkilemeye başlamıştır ki, bazı türler yok olmuş bazı türlerin de yok olması söz konusudur.
İş bununla kalsa ne iyi, daha da kötüsü, sulama hatta ve hatta içme suyu dengelerini bile bozmaktadır. En güzel örnekleri, İstanbul ve Ankara’nın başına gelenlerdir. Dünya ve biz bu sebeple büyük bir tehlike rizikosu ile yüz yüzeyiz. Haberiniz ola!
Artan dünya nüfusu, gelişen ekonomilerde büyüyen talep arzı ve çeşitliliği karşısında daralan ve kısılan arz karşısında, dünya gıda fiyatlarını; ister istemez yukarı çekmektedir. Gıdanın üretiminde büyük etken olan petrol fiyatlarının artışı gıda fiyatlarının artmasına eşlik eden büyük bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kalemdeki artış, otomatik olarak gıda girdi fiyatlarını yukarı doğru tetiklemektedir.
Buna bir de, dünya gıda fiyatlarının gidişatından spekülatif-vurguncu yarar arayışlarını da eklediğiniz zaman. Dünya gıda fiyat artışları otomatikman yukarı doğru tetiklenmiş oluyor.
Bu gidişat, dünya devletlerini önlemler almaya zorlamıştır. Alınmaması zaten büyük aptallık olurdu.
Bazıları ürün çeşitliliğini ve üretimini teşvik için yardımlar ve kolaylıklar sağlarken, kimi ülkelerde; dünya piyasalarında fiyatı yükselen gıda ürünlerinin ithalatını durdurmuş ya da sınırlamıştır. Kimi ülkelerde fiyatları cazip ve alınabilir hale getirebilmek için tüketicisinin yararına gümrük vergisi indirimi yapmış hatta gümrükleri sıfırlama noktasına gitmişlerdir.
Uzmanlara göre gelecekte tarım ürünlerinin, nüfus artışının altında olması beklentisi vardır. Durum bu olunca – gıda fiyatları göreceli olarak belli oranda düşse bile- fiyatların yüksek noktalarda seyretmesi beklentisi bir kehanet sayılmamalıdır..
Bir başka acı gerçek ise dünyamızda kötü şartlarda beslenmeye çalışan 2 milyona yakın insanın önemli bir bölümünün açlıkla karşı karşıya kalacağı da bir başka gerçektir. İnsanlığın şimdiden buna bir tedbir düşünmesi, insanlık borcu değil midir?
Ülkemiz Türkiye, olumsuz iklim şartlarından etkilenirken öbür taraftan da, dünyanın ve iç piyasaların olumsuzluklarından da süratle etkilenmektedir. Son pirinç fiyatlarındaki artış bu tezimizi doğrular nitelikte değil mi? Gıda fiyatları artmaktadır, gıda vurguncuları perde önünden ve arkasından bunu desteklemektedirler. 2007 yılında Türkiye’nin dolar milyarderlerinde ki artışa dikkatinizi çekerim. Bu artış büyük oranda, petrol ve ona dayalı olarak gıda vurguncuları tarafından oluşmadığını kim inkâr edebilir?
Ne yazık ki üretici, piyasadaki arzı düzenleyici değil, tedarikçi rolünde olup gelişmelerin seyrini belirleyememekte, aksine gelişmelerden de olumsuz etkilenebilmektedir..
Tarım başlı başına bir istihdam alanıdır. Ülkemizde 2008 Ocak itibariyle bu kesimde istihdam yüzde yirmi dörtler civarındadır ki, bu, azımsanacak bir rakam asla değildir. Olumsuz şartlar bu sektörden kaçışı da hızlandırmıştır. Ocak 2007- Ocak 2008 arasında tarım sektöründen göç edenlerin(kaçanların) sayısı 527 bin kişi iken, aynı dönemde tarım dışı sektörlerde çalışanların sayısı ne yazık ki ancak 247 bin kişi artabilmiştir. Aradaki rakam, işsizler ordusunun hanesine artı olarak eklenmiştir.
Bir başka acı gerçek, tarımdan kaçanların şehirlerde iş bulma umutları ne yazık ki mum gibi sönmüştür. Kentlere akın eden bu insanların iş bulamadıkları istatistiklerden anlaşılmaktadır.
Bu nüfus, işsiz güçsüz ne yapar?
Gittikleri şehirlerin sorunlarının büyümesine destek sağlamıyor mu?
Zaman zaman aile içi şiddetler ve sokaklarda şiddetlere kadar işin boyutu varmaktadır ki bu, ülkemiz tarımı ve ülkemiz insanı için çok üzücü bir durumdur diye düşünüyorum. Yanlış mı düşünmekteyim?
Bütün bu tarım alanındaki sorunlar, küresel olumsuzluklar; ürün yapısını ve ürün sayısını-desenini etkilemektedir.. Bu olumsuzlukları, hem tarım ürünlerinin üretim aşamasın da hem de bu ürünlerin pazarlanması aşamasında görülmektedir- görebilmekteyiz!
Rasyonel işletmelerin yanında geçimlik işletmelerimiz vardır ki, geçimlik işletmelerden şehirlere hızlı bir göç akımı yaşanmaktadır. Böylece bu işletmeler, ya yaşlılara ya da kadınlara terk edilmektedir..
En çarpıcı ve can alıcı yanı ise; BORÇ ve İPOTEK sorunları kırsal alan dediğimiz bu alanda kendini vahşi bir canavar gibi göstermesidir. Eğer buna yasal bir tedbir düşünülmez ise, bu işletmeler çok yakın bir zamanda ya tefecilerin eline ya da bankalar vasıtası ile yabancıların eline geçmesi olasıdır. Tespitimiz yanlış mı?
Öyle ise dünya genelinde düşünerek, küresel ısınmaya karşı tarım faaliyetlerimizi geleceğe yönelik bir plan içinde yeniden düzenlemeliyiz. Hem de derhal ve acilen, yarınlar GEÇ olmadan. Su kaynaklarımızı daha az kullanarak daha çok alanın sulamasını yaparak ve daha çok ürün kaldırarak. Bu sistemi, ne pahasına olursa olsun Türk tarımının emrine vermeliyiz. Vermeliyiz ki, ülkemizi yeniden kendi tarım ürünleri ile geçinen dünyanın ender ülkeleri arasına sokmalıyız. Bu bir VATAN BORCUDUR.
Tarihten ibret almamız gerekirse, Eski Mısır’ı ve orada olan kıtlığı ve Hz. Yusuf’un hikâyesini Kuran-ı Kerimden yeniden bir okumamızda faydalar var diye düşünmekteyim. Ne dersiniz?
Şimdi şunu hep beraberce düşünelim. Türkiye gıda açığı verir mi, vermez mi? Ne dediniz pek anlayamadım? Elbette verecek, durum onu gösteriyor, bunu bilmek için ilim adamı olmaya da gerek yok Acı gerçek ayan beyan ortada değil mi? Güneş balçıkla sıvanmıyor ki!!
Gıda açığı veren veya vermeye aday ülkeler (Türkiye ne yazık ki içlerinde) acil çözüm yollarını devreye sokmaya başladılar. Uzun vadede gıda fiyatlarını dengeleyebilmek ve yeteri kadar gıda üretebilmek için gereken bütün tedbirleri birer ikişer devreye sokmaya başlamışlardır. Gıda fiyatlarını kontrol altına almanın en etkin yolu, bol ürün üretmekten geçmektedir. Bakınız Konya kadar büyüklükteki bir Hollanda, dünyaya hatırı sayılır gıda ürünü pazarlamaktadır ki, sanayi ürünleri ihracatından fazla parayı bu yolla ülkesine sokmaktadır.
Onun için, Fiyat kontrolleri, ihracat yasağı veya ithalat sübvansiyonları yanında tarımla uğraşanlara gerekli destek sağlanmadığı takdirde; bütün tedbirler sonuçsuz kalmaya mahkûmdur biline!
Sonuç olarak günümüz dünyasında, mevcut gıda üretimi dünyayı besleyecek düzey ve miktardadır. Asıl sorun bu gıdaların adil ve hakça paylaşım ve bölüşümündedir.
Bir başka sonuç, küresel gıda krizi, gelişmekte olan ülkeleri de etkisine alacak, halk sağlığından yönetim ve rejim değişikliklerine kadar bir dizi tehdidi de beraberinde getirecektir. Bu gerçekleri kimseler göz ardı edemezler. Su Dünyası filmini seyretmediniz mi? Saksıdaki bir domatesin cazibesini görmediniz mi?
Gıda, yadsınamaz hayati önemi olan bir vazgeçilmezdir.
Onun için bunun cazibesi, milletlerarası bir GÜÇ MÜCADELESİNE bile davetiye çıkaracak önem arz etmektedir.
Türkiye kendi dinamiklerini ve kendi potansiyelini iyi etüt etmeli, gelecek gıda ihtiyaç listesini hazırlamalı, tarımsal alanlarını ve ürün desenini oluşturmalıdır. Bir yıl kazandırıp, ertesi yıl sokaklara dökülen ürün deseninden hızla uzaklaşılmalı. Gıda ürünlerine, altın muamelesi gördürülmelidir.
Kim ki bu hesapları doğru yapar, o ülke bu gıda mücadelesinden kazançlı çıkar. Gıda ihtiyaçları, stratejik bir özellik taşımaktadır ve bu artarak da devam edecektir. Onun için tarımla uğraşanlara, tarım alanlarına ve gıda maddelerine gereken önem verilmelidir, bu keyfiyetten öte bir zorunluluk olarak bilinmelidir.
Yazımızı çok manidar bir atasözü ile noktalayalım, “ Aç köpek fırın duvarı yıkar.”mış. Unutulmaya!!!!????
Esen kalınız.
Nazım PEKER nazimpeker@mynet.com
Bu köşe yazısı 102 defa okundu. Toplam 1110 kelime
[ Geri Dön: Nazım PEKER ] - [ Yazarlar İndeksi ]
|